Psikoloji Nedir

Psikolojinin Konusu
Psikoloji genel anlamda, canlıların davranış şekillerini, bu davranışların sebep ve sonuç ilişkileriyle mekanizmalarını inceleyen bilim dalıdır. Gerek davranış olayları, gerekse de düşünsel olaylar birbirinden bağımsız olmayıp, birlikte incelenirler, insanlar veya hayvanlar arasındaki bireysel farklılıklar ve nedenleri psikolojinin konusudur.

Psikolojinin Gelişimi ve Önemi
Bütün bilimlerin olduğu gibi, psikolojinin de kaynağı felsefedir. Ancak psikoloji, 20. yüzyılın başlarında bilimsel yöntemler kullanmasıyla felsefeden ayrılmış ve bilim olarak kabul görmeye başlamıştır.

Hayvanı makine olarak görse de insanoğlu, köpekler üzerinde psikolojik deneyler yapmayı ihmal etmemiş ve hatta psikolojinin temellerini, bu deneylerin üzerine kurmuştur. Bilindiği gibi, davranış mekanizmalarının bir kısmı hayvanlar üzerinde de araştırılmış ve elde edilen bulgulardan insanlara genelleme yapılmıştır (örneğin, Pavlov'un deneyleri.) Burada dikkatinizi çekmek isterim: insan psikolojisi için bile hayvan deneyleri yapıldığı, hayvanların insanlara model olarak alındığı gerçeğini bir kenara bırakıp, hayvan psikolojisini nasıl inkar edebiliriz?

Zaten psikoloji, temelde hayvan-insan ayırımı yapmaz. Bütün canlıların davranışlarında sebep ve sonuç ilişkisini araştırır, insan ve hayvanın öğrenme süreçlerinde, temel yapı, birbirine benzer. Ancak, maalesef ülkemizde hayvan üzerine çalışan psikologlar hemen hemen hiç yoktur. Oysa hayvan psikolojisi, her ne kadar biz insanlar tarafından yeterince kavranmamış olsa da, hayvanın yaşamında çok önemli yer tutan bir konudur, insan için, insan psikolojisi ne denli önemli ise, köpek için de aynı derece önemlidir dersek, hiç de abartmış olmayız. Beraber yaşayan, çoğu kez de aynı çevre şartlarının etkisi altında kalan bu iki canlı türü arasında, mükemmel bir psikolojik iletişim sağlanmaktadır. O halde, psikologların köpek psikolojisinden anlaması, hayvan açısından yararlı olacağı gibi, köpekle beraber yaşayan insan açısından da faydalı olacaktır.

Yukarıda değindiğimiz gibi, psikoloji yakın zamanlara kadar bir bilim olarak kabul görmüyor, psikolojide bilimsel yöntemler uygulanmadığı için, elde edilen veriler bilimsel bir değer taşımıyordu. Bugün bile, uygulanan yöntemlerin bilimselliği konusunda tartışmalar bitmiş değildir. Oysa insanoğlunun daha kendini tanımadan evreni tanımaya girişmesi ne derece başarı sağlar? insanoğlu neden korkuyor? Bir canlının, davranış gibi herkesin görebildiği özelliklerini bir kenara bırakıp, çok müphem olan zihinsel süreçlerini araştırmanın felsefî karışıklıklara yol açacağını mı düşünüyor? İnsanı araştırmada bu kadar çekingen davranan bilimin, köpeklere bakış açısı ortadadır. Evlerimizde beslediğimiz milyonlarca köpeğin durumunu düşünebiliyor musunuz? Anlaşılan bugün köpek psikolojisinden söz edebilmek için epey uğraşacağız.

Bütün bu olumsuzluklara rağmen, 1970'li yılların başlarında yapılan çeşitli araştırmalarla hayvanlardaki davranış bozukluklarının tedavisinde psikoloji yöntemlerinin kullanılabileceği kabul görmeye başlamıştır. Bu yöntemleri geliştiren hayvan psikologları, davranış bozukluğu olan hastaları kabul etmeye başlamışlardır.

Son yıllarda bazı ülkelerin veteriner fakültelerinde hayvanlarda psikolojik bozuklukların tedavisiyle uğraşan bilim dallan kurulmuştur. Ancak yukanda bahsettiğimiz nedenlerden dolayı, çoğu ülkede bu dersin adına "Klinik Psikoloji" denememiş, "Clinical Behavioral Medicine" (Klinik Davranışsal Tıp) adıyla yetinilmiştir. Dersin ismine "Klinik Psikoloji" adı verilseydi büyük ihtimalle, hayvanda ruhsal bozuklukların olamayacağı fikrini savunanlar tarafından eleştiri alacaklardı. Bu nedenle kimseyi rahatsız etmeyecek bir isim olan davranış kliniği ve davranış tedavisi adlarına sığınılmıştır.

Ülkemizdeki Durum
Ülkemizde halen, bilimsel anlamda "hayvan psikolojisi" eğitimi verilmemektedir. Ancak ilk defa olarak 1999 yılının Haziran ayında l.Ü.Veteriner Fakültesi'nde psikolojik problemli hayvanları kabul etmeye başladık ve "hayvan psikolojisi"nin bir ders olarak okutulması ile ilgili gayretlerimiz sürmektedir.

Ülkemizde de "hayvan psikolojisi" yakın bir gelecekte bir bilim dalı olarak kabul görecektir. Çünkü gerçekler bir adım ötemizde, onu yakalamak için sadece uzanmamız ve kafalarımızı gömdüğümüz kumdan çıkarmamız lazım. Bilim ilerledikçe konunun daha iyi anlaşılacağı kesin, ama o günlerin ne zaman geleceği meçhul. O gün gelene kadar en yakın dostumuz dediğimiz köpeğe psikolojik acılar çektirmeye ne hakkımız var? Kısacası, zararın neresinden dönülürse kardır deyip, elimizi çabuk tutmamız gerekir. Gönül arzu ediyor ki, veteriner hekimliği bünyesinde, tamamen hayvanla ilgilenen, klinik psikoloji bilim dalları olsun. Hem de bir an önce!

Kim ne derse desin, bu ihmalin temelinde hayvanlara, özellikle köpeklere az verip, çok almanın her zaman kolay oluşu yatmaktadır. Zaten her istediğini kolayca alan insanoğlu, köpeği anlamak için kendini zahmete sokmaya gerek duymamaktadır.

Köpekte Kişilik Kavramı
İnsanoğlu, köpeğin zihinsel yeteneklere sahip olduğunu, oldukça geniş bir öğrenme yeteneğinin bulunduğunu, kendi çapında birtakım problemleri çözebildiğin!, hatta yorum yapabildiğini yavaş yavaş kabul etmeye başlamıştır. Öğrenme yeteneğine sahip bir canlının, bu yeteneğiyle orantılı olarak, bir kişiliğe de sahip olacağı gözardı edilemez. Kişilik sadece insanlara mahsus bir özellik değildir. Az da olsa düşünebilen ve birtakım duygulara sahip olan bir fertte, farklı çevre ve öğrenme şartları nedeniyle, diğer fertlerden tamamen farklı bir kişilik şekillenecektir. Bunu köpeklerde çok iyi izlemekteyiz. Irk, cins ve yaş olarak birbirinin aynı olan kardeş köpekleri incelersek, istenildiği kadar eşit şartlarda bakılsın, eşit muameleye tabi tutulsun, yine de kişilik olarak birbirlerinden çok farklı oldukları gözlenecektir; zira biz aynı şartları sağladığımızı iddia etsek bile, hayvanlar çevreden aynı şeyleri öğrenemezler. Bir köpeğin saniyeden daha kısa bir sürede görüp algıladığı herhangi bir uyaranın, yanındaki köpek tarafından da mutlaka aynı şekilde algılanacağı söylenemez. Halbuki, bu kadar kısa sürede oluşan bir öğrenme olayı dahi, kişilik gelişimi üzerinde etkili olabilmektedir.

İnsan gibi, köpek de sadece içgüdüler veya dış uyaranlar tarafından pasif olarak harekete sürüklenen, basit bir organizma değildir. Davranışların yönlendirilmesinde yaşamda öğrendikleri (ödül ve cezalar) önemli rol oynar. Aksi olsaydı, bugün köpek okulları diye bir kavram olamazdı.

Köpek henüz derecesini bilemediğimiz bir öğrenme kapasitesiyle, çevresindeki olaylara değişik anlamlar vermekte ve bu olaylarla kendi tepkileri arasında farklı bağlantılar kurmaktadır. Köpekler arasındaki kişisel farklılıklar genetik veya içgüdüsel olduğu kadar, olayları farklı öğrenme, farklı algılama ve farklı yorum yapma neticesi olarak da ortaya çıkmaktadır. Bu bir kişilik örneğidir ve bir canlıda kişilik gelişimi, kişilik problemlerini de beraberinde getirmektedir. Bunun da temelinde yine öğrenme yatmaktadır.

Köpek doğduğu günden itibaren çevresini tanımaya ve öğrenmeye başlar, duyum organları vasıtasıyla iç ve dış dünyasının farkına varır. Türüne has olan birçok özelliği, kalıtım yoluyla getirmiştir. Ancak bu özelliklerinin sayısı sonradan öğrendiklerinin yanında çok sınırlıdır. Gelişimiyle beraber, çevresiyle karşılıklı etkileşimlerin kişilikler arasındaki farklılaşmalara yol açtığını net olarak gözleyebildiğimiz bu hayvan türü için "kişilik" veya "şahsiyet" kavramlarının kullanılması yanlış olmayacaktır.

Hayvan ve İnsanın Psikolojik Yapısı Arasındaki Farklar Nelerdir?
Çok genel bir yaklaşımla, en önemli farkın öğrenme kapasiteleri arasındaki fark olduğunu söyleyebiliriz; zira insan ve köpekte birçok davranışın nedeni yaşam sırasında öğrenilenlerdir, insanın öğrenmesinde de ödül ve cezalar önemli yer tutar. Takdir edilen davranış yerleşir, olumsuz neticelere sebep olan davranış terk edilir.

Bebekte olduğu gibi, yavru köpeğin de çevreden gelen uyarımlara tepkisi çok sınırlıdır. Gelişimiyle beraber, öğrendiklerinin artmasına paralel olarak, tepkileri de artacaktır. Canlıları davranışa iten iç veya dış uyaranlardır. Bu uyaranlara gösterilen tepkilerin çeşitliliği, canlının gelişim seviyesine göre değişir. Bu noktada, köpek ve insan arasında bir kıyaslama yapılırsa, insanın bu uyarımlara gösterdiği tepki potansiyelinin köpeğinkinden yüzlerce kez daha fazla olduğu görülür. Ama aslında birçok temel davranış insanda, köpekte ve hatta farede bile aynıdır. Bu nedenle insan ve köpek, hatta daha da genellersek, insan ve hayvan davranışları arasındaki fark niceldir (tepki sayısı). Bu temel yapı farklı olsaydı, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insana genellenemez ve yapılan deneylerin sonuçlan, insan davranışlarını açıklamada kullanılamazdı.

İnsan ve hayvan psikolojisi arasındaki en önemli benzerliklerden biri ise öğrenmeye duyulan meraktır. Bu iki canlı türü de, merakları sayesinde öğrenmeye son derece heveslidir. Bu merak yitirildiği zaman öğrenme arzusu da kalmaz, insan eğitimcileri, eğitimde merakın önemini çok iyi bilirler. Ben, köpekten daha meraklı bir hayvan olduğunu sanmıyorum.