İlk Yazılar
Nerede avcılık vardıysa ve suçları etkisiz hale getirmek gerektiyse orada köpekler var olmuş ve insan, sürekli olarak türleri geliştirme, yeni köpek cinscleri üretme, onları eğitme ve onlara uygun besin maddeleri sağlama eğilimi göstermiştir.
Klasik dönemden önce Grekler, Mısır Tazı'larının ve Pers Molossus'larının yanı sıra, kurt köpeklerine sahip olmuşlardır. Grek filozofu ve zoolog Aristoteles çeşitli köpek cinslerinin listesini çıkarmış ve onlara geldikleri ülkelerin isimlerini vermiştir. Bu sayede, İ.Ö 300 yılında Sirenika, Hint, Mısır ve Epirüs'den gelen köpeklerin var olduğunu biliyoruz. Ancak yazar belirgin tanımlar vermediği için, bu isimleri yüzler ve gövdelerle birleştiremiyoruz.
Av köpekleri Roma'da da büyük saygı görmüştür. Latin şair Ovid iyi cins köpeklerin nasıl üretileceğine dair belirgin yöntemler önermiştir. Bir köpeğin nasıl eğitileceğine dair ilk kez tavsiyelerde bulunan kişi ise, yazar M.T. Varro'dur. Özellikle çiğ yemek artıklarıyla beslenen köpeğe güvenmemek gerektiğini, kan tadına alışan bu köpeklerin sonunda canlı hayvanlara saldıracağını, düşünmüştür. Bir Grek olan, Cynegetica'nın yazarı Oppian da küçük gövdeli köpek cinsleri yetiştirmeye çalışmış ve bunların ormanda avlanmaya en uygun köpekler olduğunu düşünmüştür.
Bütün bunlardan hareketle, iki bin yıl kadar önce insanlar arasında köpeklere
yönelik bir ilgi, hatta sevgi olduğu sonucuna varmak mümkündür. Pompei'deki
evlerin üzerinde plakalarda yer alan, "Cave Canem" (Dikkat, köpek
var) sözleri, köpeklerin bekçi olarak kullanıldıklarını açık bir biçimde gösterir.
Bu bekçi köpekler genellikle güçlü bedeni ve ürkütücü dişleri olan yırtıcı Molossus'lar
idi. Bu köpekler gündüzleri zincire vurulur geceleri serbestçe dolaşmalarına
izin verilirdi. Ev ya da bahçe içinde vahşi hayvan beslemek moda idi. Yoksullar
ise sadece bir kazla yetinmek zorunda kalırlardı.