Avlanma
Avcılık sporu hakkında değişik görüşler vardır. Bu soru tartışmanın yeri burası değil. Ne varki, insan ve köpek av alanında bir araya gelmişler ve karşılıklı bir sevgi, nerdeyse bir aşk ilişkisi geliştirmişlerdir. Eğer avcılık olmasaydı, insan ve köpek arasında yüzyıllardır yıkılmadan süregiden bu bağ asla oluşmazdı.
Çok çeşitli avlanma biçimleri ve çok farklı av hayvanları vardır. Yırtıcı hayvanlar, uçan hayvanlar, hızlı koşanlar, inlerde yaşayanlar, kaçanlar ve saldıranlar, gizlenenler ve kendilerini kamufle edenler vardır. Çok eski zamanlardan beri köpeğin insanla aynı avlanma içgüdülerine sahip olduğu söylenir. Ancak, avcı köpek belirli bir genel eğitim düzeyine geldiğinde uzmanlaşmanın başlaması gerekir. Biyolojik ve genetik olarak köpek belirli bir kalıba girmeye öteki memelilerden daha yatkın bir hayvandır. Sadece itaate ve öğrenmeye uyum sağlamakla kalmamış birbirini izleyen kuşaklar boyunca sadece uyum sağlama özellğini değil yeni özellikleride kendi döllerine iletmiştir. Köpek, insanın ellerinde tıpkı sanatçının arzuladığı biçimi alan bir çömlek hamuru gibidir. Bu fiziksel ve psikolojik yoğrulma yüzyıllardır sürüp gider.
Yetenekleri nedeniyle köpek herşeyden önce bir avcıdır. Avı bulmaya, onu ürkütüp saklandığı yerden çıkarmaya ve avcının herhangibir araç kullanarak onu yakalayabileceği bir düzlüğe sürmeye uygun iç güdüleri vardır. Ne varki, bütün bunlar yeterli değildi ve insan köpeğe başka beceriler öğretti. Örneğin durma özelliğine sahip köpek yetiştirdi. Gerek doğal eğilimleri gerekse gördüğü eğitim sayesinde köpeğin avı hissettiği anda ansızın durması gerekiyordu. Bu duraklama anlarında bir heykel gibi hareketsiz olmalı, bütün kasları gerilmeli ve tek pençesini yerden kaldırmalıdır. Bu bir "dikkat" sinyalidir ve burnunun gösterdiği doğrultuda bir av olduğunu avcıya haber verir. Günümüzde avı bulan cinsler, Spaniel'ler ve Griffon'lar bu özelliği taşıyan köpeklerdir. İngiliz cinsleri, Pointer ve Setter de aynı özelliğe sahiptir. İnsan köpeğe avı getirmeyide öğretti. Bazı durumlarda av avcının oku ile vuruluyor, ama kaçarak bir yere saklanıyordu. Bu nedenle köpeğe avı getirmesi öğretildi. Ve köpek, herhangi bir yerinden vurulduğunda düşen çalıların ya da bataklık sularının içinde olan avı getirme konusunda uzmanlaştırıldı. Terrier de avı ininden çıkarma özelliğine sahiptir. Ormanlarda ya da tepelerde yaşayan pek çok hayvan tünel, agaç gövdesinde kavuk ya da kayaların arasında oyuk açıp saklanır. Gurulu, saldırgan Terrier kısa bacakları ve tehlikeli dişleriyle bu vahşi hayvanların açtıkları tünellere girer zorlu bir savaş vererek onların üstesinden gelir ve onları saklandıkları yerden çıkarır.
Özellikle Fransa'da monarşi döneminde, geyik ya da tilki avı kalabalık ve görkemli bir biçimde sahnelenen neşeli, büyük olaylar haline geldiğinde, Grand Bleu de Gascogne, Poitevin ve Chien de Artois gibi soylu cinsler geliştirildi. Bu köpekler avcıların çaldıkları borular, attıkları çığlıklar atlılar arasında ve onları sevk etmekle görevli olan kişilerin eşliğinde görevlerini yerine getirdiler.
Lorraineli Charles'ın saltanatı sırasında, müsade edilmiş topraklar üzerinde,
kralın köpeklerini yetiştirmek ve eğitmek için 70 kadar orman ve neredeyse 800
kadar kraliyet parkı oluşturuldu. Ve Fransa karlı XI. Louis öylesine ateşli
bir avcı ve öylesine düzenli bir adamdıki, herşeyi en uygun mevsimde yapardı;
Yaz ve güz aylarında savaş, kış aylarında geyik ve ayı avı, bahar aylarında
şahinlerle av. Kralın av tutkusu öylesine büyüktü ki ölüm halindeyken, kımıldamayacak
kadar hastayken bile, son saatlerini yatak odasında fare yakalayan köpekleri
seyrederek geçirdi. Ava çılğınlık derecesinde düşkün bütün krallar arasında
Danimarka ve İngiltere Kralı Büyük Canute'nin özellikle ihmal edilmemesi gerekir.
Bu kral 1016 yılında soylulara ait olmayan ve buna rağmen kraliyet avlanma alanında
görülen her köpeğin bacaklarının kırılmasını emreden bir ferman çıkardı.